Açık hava diyalogları
“- Maşuk, ben bugün Kaplumbağa ile x’e gideceğim. Defdef’in annesiyle buluşacağız. Nerde bu X?
- Bizim işyerinin karşısında ya?! Bilmiyor muydun?
- Hadi canım!”
“-Alo Sardunya! Çıktım. Geliyorum. Üst geçitten geçiyorum. Nereye geleyim?
- Üst geçidin ayağının dibindeki kitapçıdayız. Bekliyoruz Kaplumbağa ile”
Ev içi diyalogları
“-Sardunya, ne kadar sıcak bir ev burası?
-Kombi açık. Kapatayım mı?
- Onu demek istemedim.”
“-İyi de Tugba, şu hayattaki duruşumu, siyasi tavrımı, yaşam anlayışımı neden 5 dakika içinde nefes almadan konuşarak sana anlatmaya çalışıyorum ki ben?”
“- Hayır, bunları yazmıyorum böyle Sardunyaya. Sana da anlatıyorum çünkü…. doğuştan böyle değildim. Kaplumbağa öğretti bize. Hepimize. Sen de bil.”
“-İlk defa birisi benim evimin fotoğraflarını çekiyor biliyor musun böyle?”
Bir ara diyaloglar kesildi. Tuğba Kaplumbağa’ya kitap okuyordu. Ben de örgü örüyordum. Sanki bloglardan sanal olarak tanıdığım bir arkadaşım ziyaretime gelmemiş de her gün sabah kahvesine gelen komşum sabah işlerini bitiremeyince öğleden sonra hal hatır sormak için uğramış gibiydi. Daha ne olsun?
Vurucu diyalog seçmeleri ise şöyle:
“Anneee! Ben sana dedim etüde kalmayım diye. Erken gelseydim keşke”
“Sardunya, havaalanına geldim. Adımı anons ediyorlardı”
“-Eee, nasıldı arkadaşın? Uydu mu kafalar?
- Valla Maşuk, bir ara Tanya’ya telefon açtım. Dedim ki Tugba kitap okuyor ben örgü örüyorum. Ne acayip birşey şu blog arkadaşlığı. O da dedi ki ben de kendimi yollara, alışverişe vurdum kıskançlıktan.
- Vay be!!!”
Ben dün tüm gün konuştum. Çenem ağrıyana, ağzım kupkuru olana dek. O da beni uzun uzun dinledi. Yemeğini bile kendi koydu tabağına bu arada. Öyle bir dostluk başladı.