Sırrımı korurum gözüm gibi
Her bakan bana kendini görsün diye…
Sır: Aynanın en yakın sırdaşı diyelim:)
Sırrımı korurum gözüm gibi
Her bakan bana kendini görsün diye…
Sır: Aynanın en yakın sırdaşı diyelim:)
Yeni birşey söylemeli diye düşündüm. Söyleyecek şey bulamadım.
O kadar sıradan ve çoğunun burun kıvırıp dudak büktüğü bir mutlulukla yaşıyorum ki günlerimi yaşamaktan yazacak şey bulamadım.
Neden yazıyorum sorusunun cevabını bulamayacağım. Bulduğum zaman belki de yazmayacağım.
Ama bir önceki yazıya bırakılan her bir yorum yeni bir kök oldu. Ben o yorumları okudukça da kendini köklü bir ağaç sanan sardunya oldum.
Kökler bende saklı kalsın istiyorum yorum sahiplerinin izni olursa.
Kızar mısınız bir önceki yazıyı ve yorumlarını sadece kendime saklasam? Yoksa her gelişimde buraya ben kızaracağım.
Şimdi bana öyle birşey olsun ki ben neden blog yazdığımın cevabını net olarak verebileyim ve yazmaya devam edebileyim….
* Zaten çok seviyordum da uzaktaydı. Ben Ankara’ya geliyorum dedi. Bana da gel dedim. Valla geldi. Pek iyi etti. Kaotik bir ortamda, 3 saat içerisinde tüm hayatımın özetini sergiledik kendisine. Sohbete de doyamadık. Gitti. Sohbetimizin tadı damağımda kaldı. Canım tavşan:)))
* Bronşit olduk. İyileştik. Eve kapanmanın acısı kötü çıkacak. Hazır bahçe de bu kadar güzelleşmişken.
* Cloverfield’i unutmayacağım…. unutmayacağım… unutmayacağım… unut.
*Tam 3 hafta sonra bugun ilk defa Kaplumbağa ve ben eski iki kişilik gündüz mesaimize döndük. Şaşkınız.
* Yazacak birşey bulamayıp bir taraftan da yazmayı istemek kadar gereksiz bir isteğin sonucu ancak bu kadar yavan olur:)
Güzel şarkılar dinlemek ve güzel cümleler söylemek gibisi yok bu aralar. Yaşadığım hayatın hem ayrıntılarında hem de tam göbeğinde kocaman duran tüm güzellikler sanki koluma girdi. Beni ordan oraya götürüyorlar. Memnunum. Şikayetim yok. Ben bir de neyi fark ettim biliyor musun? Eski yazdıklarıma bakınca utanıyorum. İnkarlı bir utanma değil. Kabukları soyulmuş ağaç gibi oluyorum her kelimede. Yazarken de giyiniyor gibiyim. Çözemedim ki ben bu işi:)
Ben yazmadığım günlerde:
- Maşukla ekmek arası balık yiyip, üstüne Türk kahvesi içip, sonra mahalledeki parkta oturup o müzik dinlerken ben fotoğraf çektim.
- Bir iş başvurum reddedildi, yeni bir iş başvurusunda bulundum.
- Tırnaklarıma yeniden siyah oje sürmeye başladım. Zaten yok başka renk.
- Saçlarımı kestirdim. Başım hafifledi yine. Sabah kalktığımda bozulmayacak kadar kısa yine.
- Birkaç kez tek başıma parka gittim, tek başıma müzik dinledim, tek başıma yürüdüm.
- Güzel yürekli insanların sahip çıktığı hepimizden daha çok sahibi olan o güzel çocukların gösterisini izledim.
- Keyfin dibine vurdum. Vurgun yemeden gündelik rutinlere döndüm.