kırk yılda bir gelir senin gibisi Şubat 29, 2008
***Bulmuşum böyle tarihi. Yazmasam olmaz. Hem blogumun ilk 29 şubatı. Bir daha olur mu o da belli olmaz:)
**Güzel yazılar okudum yine. Beynimi kaşındıran, dürten, yoğuran güzel yazılar. Ortalama olmak ne zor şey anne.
*Yazı yazmayı isterken fotoğraf makinesine kaydı gözüm. Yeni şarj ettiğim pilleri arayıp buldum. O sırada bulmaca gördüm. Şimdi gidip kalem alacağım elime.
Sonradan eklenen not: Şimdi ben bu yazıyı, bu saçmasapan, ele avuca gelmeyen kelimeler silsilesini yazdım ya… Çıktım sayfadan. Başka yerlere baktım. Döndüm bir daha okudum. Aaa ne saçma bir yazı dedim. Ama silmeye de üşendim ve de kendime şöyle bir bahane buldum: bırakayım da kalsın. ne salak düşündüğümü hatırlamama yarar belki ilerde. Silmeye üşenip bu kadar saçma bir yazının altına daha da saçma ve neredeyse yazının kendisinden uzun bir paragraf yazmama ise bir anlam vermekten imtina ediyorum.
keşke olsa Şubat 28, 2008
insan şarj makinesi
uyku tozu
lens olarak takılan fotoğraf makinesi
masaj yapan yastık
çamaşır kuruturken ütü yapabilen radyatör peteği
konuşan duvarlar bir de…
ben bir de Şubat 26, 2008
Nergislere üzülüyorum. Yani bizi kesseler, yanyana getirip elimize ip geçirseler. Güler mi yüzümüz? Boğuluyor gibi geliyor o nergisler. Her gördüğümde orda burda kaldırımlarda kovalarda… alıp iplerini çözesim geliyor. Boğulmuş çiçek ölüsü hediye edilir mi hiç?
Hazııırr ol!!! Şubat 26, 2008
“Şşşt geliyor psikopat! Uyuyor gibi yapın. Yine üşenmeyip sıraya dizecek bizi. Hiç mi delirmez yahu? Hiç mi bıkmaz? Yan gelip yatıyorduk. Gelip dürtüveriyor. Koltuklara yayılıp keyif yapıyorduk. Sabahın köründe aklına geliyoruz. Hepimizi muma çeviriyor. Psikopat!!!!”
Salondaki koltuk yastıkları konuşuyordu bu sabah. Mutfaktan duydum:)
Vicdan Şubat 22, 2008
10 bin çocuk… 10 bin anne… 10 bin kalp… taş olmayandan…
aklım almıyor
çocuklarımı doğururken kestikleri göbek kordonumu ördüm yeniden
dualarımı göndermeme köprü oluyor
vicdani red’i reddedebilecek kadar vicdansız nasıl olunur ki….
……….
Eleman Şubat 22, 2008
*Sabahları artık erken kalkabiliyorum. Saatlerin yeniden düzenlenme vakti geldi sanırım.
*Dün Kızılay’dan Batı Sineması’na kadar Kaplumbağa ile yaklaşık yarım saatte yürüdük. Yolumuzun üzerinde kitapçıya uğradık. Kaplumbağa büyülenerek yine kitapları izlerken ben de rahat rahat buldum aradığım kitabı. Biz yolda yürürken sakin sakin ve hatta fazla sakin, yanımızdan iki delikanlı geçerken Kaplumbağa’ya laf attılar. Artık kime sinirlendiyseler, “Bu eleman bile daha yetişkin” dediler. Ooo dedim, bayağı sinirlendirmişler.
* Yepyeni bir alışkanlığımız var artık. Akşam yatmadan önce Aktris acıktım diyor. Ama her akşam. Ve her akşam krep istiyorlar. Bunu duyan Kaplumbağa da papağan moduna geçiyor. Pişirirken kokuyu alan Maşuk da gelince kadro tamamlanıyor. Bir bakıyorum hepimiz mutfak masasında oturmuş çay içip krep yiyoruz.
* Heyecanla bekliyorum baharı. Sevmediğimden değil. Ama hayatın dışında kaldığımdan kışın. Sokağa çıkma vaktimiz gelsin. Bahçede toprak olalım ya da.
* Sevmem aslında madde madde yazmayı. Ama büyük kolaylıkmış. Ne yalan söyleyim:)))
* Canım bugünlerde güzel yemekler pişirmek istiyor. Hamur işleri yapmak istiyor. Pudingli pastalar uydurmak istiyor. Seri üretim zamanım geldi benim herhalde.
* Bir de bize uygun bir dağ, bir orman arıyoruz. Medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavardan sessizce sıvışasımız var.
bu gece Şubat 21, 2008
Çocukken vardı o uyduruk plastikten, üst üste konarak ev falan yapılan oyuncaklar. Aynı bu apartmanlara benzerdi o kuleler. Çöpü almaya çıktım balkona. Çöpü aldım. Kapının önüne koydum. Döndüm. Yeni poşeti takıp çöp kutusuna akşam koşuşturması içinde kaybolmadan önce üşenmeden fotoğrafını bile çektim.

