Üşenmeden Ocak 31, 2008
Söyle canım Ocak 31, 2008
Rüzgar Ocak 29, 2008
Acayip bir rüzgar var dışarıda. O kadar da beyaz ki gözümü alıyor pencereden bakınca. Bugün misafirlerimiz vardı. Üç çocuk ve bir anne. Çocuklar benimkilerle beraber beş ettiler. Film seyrettiler. Mısır patlattık. Makarna partisi yaptılar salonda. Biz de başbaşa verip mutfakta örgü ördük. Müzik dinledik. Çay içtik. Çocukları topladı gitti arkadaşım. Bir Kaplumbağa kaldı benimle. Onun da uykusu gelmişti. Yattı uyudu. Ben de evdeki günlük işlerimi bitirip burdaki günlük işlerime başladım:) Yaşasın yalnızlık.
Çocukluk- kelime oyunları Ocak 27, 2008
kelime oyunları- evlilik Ocak 16, 2008
I-
Halatları attık. Çoktan şişti yelkenler.
Evimizi gemi yaptık. Denizde yaşamayı öğrendik geçen 12 yılda. Açıldık gidiyoruz şimdi. Tek başımızayız.
Kalabalıklar üşüşünce sallanıyor tekne. Hoşumuza gitmiyor. Açık denizleri de herkes sevmiyor zaten.
Çok ıslandık. Çok fırtına gördük. Limana sığınıp öylece beklediğimiz de oldu. Tekne sallanırken birbirimize tutunmak yerine saldırdığımız da. Ama… değdi.
Ev arkadaşlığı soslu hayat arkadaşlığı en güzel açık denizlerde yaşanıyormuş kimsesiz.
Gelip geçici martılar gibi çocuklar. Şimdilik simit atıyoruz. Güvenli limanlardayız.
II-
O kadar istedik ki biz denize açılmayı, sade bir nikah törenimiz olsun dedik. Gelinliğimi beş dakikada seçip aldım. Kuaföre gidemem ben dedim. Çıkınca tanımaz beni sonra Maşuk dedim. Kendim toplayıverdim saçlarımı. Maşuğun en sevdiği ruju sürdüm. Gözlerime kalem çektim. Hazırım dedim. Çıktık. Nikah kıyılırken memurun akrabası trafik kazası geçirmişti. Telefonda konuşurken kıydı nikahı. 3-5 ay sonra fark ettik. Stüdyoda bulutlar önünde fotoğraf da çektirmemişiz hiç. Hala da yoktur. Amaaan derim hep. Bir ara çoluk cocuk toplaşsak da giysek gelinlik damatlık, gidip çektirsek fotolarımızı. Zaten yeni başladı evliliğimiz bizim:)
Serçe Ocak 14, 2008
Dün en yakın arkadaşıyla bizdeydi. Evde serçe sürüsü var gibiydi. O yaşta nasıl da şakıyor insan. Serçe sürüleri gibi koşmalar, ona buna gülmeler saatlerce. Gıpta ettim:) Bahçedeydik bir ara. Fotoğrafınızı çekeyim mi dedim. Bana poz bile verdi serçeler:) Poz çıkmamış eda da uyardı. Naaptıysam olmadı yayınlayamadım. Bir sonraki yazıya ekliyorum.
Elma armut dedim çık! Ocak 7, 2008
Geveze Kalem sobeledi beni taa ne zaman. Ben ancak yazabildim. Bugün hatta ilk defa yatay konumdan dikey konuma geçebildim. Belimi sakatladım. Maşuk çorabımı giydiriyor, yatırıyor, kaldırıyor beni.
1- Blog yazmaya ilk ne zaman başladın?
İşi bırakmıştım. Evde yeni bir hayat kuruyordum. Kaplumbağa daha 2 kilo bile olmamıştı. 23 saat uyuyordu. Bu arada ben de Su gibiyi okudum, tozbezini okudum. Tozbezi bilmez ama bir yazısında sardunya kelimesi geçiyordu. Çok da severim dedim. Sonra Yasemin’i okudum. Kendimi çok iyi hissettim. Birden başladım işte. Plansız programsız amaçsız. Yazdıkça iyi geldi. Okundukça da hoşuma gitti.
2- Belli bir çizgi? İçinden geldiği gibi?
Tabi ki içimden geldiği gibi yazmıyorum:) Hiçbir geometrik şekle de bağlı kalmıyorum. Ama illa çizgi olsun denirse yamuk yumuk olmasını tercih ederim. Tüm hayatların yamuk olduğuna inanıyorum. Ya da en güzel hayatların diyelim:)Ama içimden geldiği gibi yazdığımda sonra ben bile anlayamadım okuduğumda:) Fakat yakın zamanda şahane bir şekil yapmayı düşünüyorum. Burda veya başka yerde. Maşuk’la ortak bir blog yapacağız. Diyaloglarımızı çocuklara saklamak için. Neden biz böyle olduk diye bize sormasınlar diye:)
3-Blog yazmak için feragat ettiğin şeyler var mı?
Var tabi ama her zaman değil. Yazı yazma isteğim nikotin müptelalığı kıvamına gleince elbette feragat ediyorum. Bazen de değmez şimdi şunu bırakmaya falan diyorum. Zorla oturursam da yazamıyorum zaten.
4- Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı ?
Valla bazen eğlenceli ama bazen yazma aralıklarım yazma isteği sıklıklarıma yetişemiyor. Bazen zorunlu oluyor ama o zaman da birşey çıkmıyor
5- Blog yazmayı ne kadar sürdüreceğim?
Fantastik cevap: Buraya kadar!!!!
)))) (allahım kaç gündür bunu yazmak için sabırsızlanıyordum ne yalan söyleyim. Meğer bu soruyu bekliyormuşum bırakmak için)
Gerçekçi cevap: Bilmiyorum ki. Hiçbir fikrim yok.
Bir de zeytinyağı cin’i sobesi var ki pek keyifli:
”Eğer her gün kullandığınız zeytinyağı şişenizin kapağını açtığınızda içinden bir cin çıksaydı ve hayatınızda memnun olmadığınız bir şeyi değiştirebileceğini söyleseydi, neyi değiştirmesini isterdiniz?”
Göbeğimi:)
Ya da mesela ayaklarımla alkış yapabilirim ben. Bu becerimin yerine hayatımda memnun olmadığım şeyleri değiştirebilme becerisini vermesini isterdim.
Sobeeeeee! Geveze Kalem:) Mormermaid:) Tavşan:)









