Tek söyleyeceğim 2008 için:
“Sıradakiiiiiiiii!”:)
Tek söyleyeceğim 2008 için:
“Sıradakiiiiiiiii!”:)
Azıcık açılayım dedim. Allahım bir gürültü patırtı. Sanki kafama birisi seni başkasına nakledeceğiz toplan dedi de onda da her işi son güne bırakma alışkanlığından dolayı bir son dakika telaşıyla oraya buraya çarpma, iki lafı bir araya getireyim derken beş lafı kaldırımdan, üç lafı market rafından toplama. Kafam taktı kafaya:
- Çocukluk insanoğlunun sahip olduğu olabileceği en büyük lüks sanırım. Yok öyle bir dönem daha. Üstelik nasıl bir lüks, nasıl bir rahatlık ve de en büyük özgürlüğünü yaşarken farkedemeyecek kadar gerizekalı olman ne büyük kayıp:))) Ciddi bir salaklık olur ya hani çocukken, ama sen buna saflık bile diyemeyecek kadar bilgisizsindir:) Öyle işte. Lop et gibidir çocukluk ama lop et halinden daha özgür olduğun bir dönem de olmaz hani. Belki de dedim içimden allah insana hayata başka türlü hazırlayamaz. yani hayatın başlangıcı öyle güzel bir dönem olmazsa 10-11 yaşında patır patır intihar eder insan. Önce gözün kör oluyor işte hayatın başında. Açıldığında da iş işten geçmiş oluyor. Bir yerlere çoktan kök salmış oluyorsun ve hatta kendin başka çocuklarla tutunmuş oluyorsun hayata. Sıkıysa çek git:) Bunlar sadece bir kısmı çocukluk- salaklık- hayat rüşveti hakkında düşündüklerimin.
- Bu kadar insan bayram öncesi istifleme doldular zaten alışveriş merkezlerine. Sonra bayram günü kimse olmaz diye iki dakika uğradık. Şaşırdım kaldım. O kadar adam alışverişmerkezindeyse kimler bayramlaştı? Hiç mi geleni gideni yok bu kadar insanın? Yalnız insan alışveriş merkezinden ne alır da avunur? Anlamadım ki.
- Bansk’yi keşfettim. Çok mutluyum. Çok.
- Dışarıda çalışmanın daha az yorucu olduğunu keşfedeli altüst oldu kafam:)
- Şimdi baktım da maddelere. Öyle pek de çok şey düşünmemişim ama bir düşünce de parmağımla oynaya oynaya kocaman yapmışım galiba delikleri.
-
Bir baktım okuyor beni. Öyle böyle değil satır aralarını falan da okuyor. Ya da ben boşluğa mızrak attığımı sanıyorum, bir bakıyorum mızrak onun göğsüne geliyor. Tanımam. Bilmem. Görmedim. bulduğu ismi sevdim önce. Aylardır soruyordum içimden neden yazıyorum diye. Onun kendine bulduğu isim benim sorumu yanıtladı haberi yok. Gidip gelip okuyorum onu. Susarak okumak çok keyif veriyor ama o sanıyor ki çalmıyorum kapısını. Perdesinin arkasına saklandım haberi yok. Üstelik salonuma gelip gidiyor diye daha özenli tutuyorum etrafı. Derleyip topluyorum. İyi ki buldum. İyi ki yazıyor. İyi ki denk düştü hayatıma.
Bir de çınarım var benim. Dün bahsettiğim falan değil. Düpedüz içimdeki dekorasyonun en nadide parçalarından. Hatta en eskilerinden. Çınar dediysem cidden korunması gerekenlerden. Öyle bir dostluk ki yıllarca hayatlarımızın ayrıntılarını merak etmeden yaşadığımızı bilmek yetiyor bize. Koruma altına aldım seni. Haberin ola:) Dün aradı beni. Yorum bırakmak istiyorum dedi. Okuyorum dedi. Kızın saçını mı boyadı dedi. Doğru oku dedim. Saçını boyayan artiz, benim kızımsa aktris:) dedim. Konuşamadım. Kapattık telefonları. Belki yine aylarca aramayız birbirimizi ama insanın gözleri hep mi birbirinin üzerinde olur:) Olurmuş. İyi ki var.
Yerli malı haftası neden güncellenmiyor ? Küreselleşme Karşıtı Eylem Haftası olsa daha çok ilgi çekmez mi?
Oğuz Atay gideli kaç yıl oldu? En çok tutulan kitabının Tutunamayanlar olması kaderin kelime oyunları severler derneği şubesinin bir kataküllisi mi? Katakulli nasıl yazılır?
Kaplumbağa kendi kendine haydi tuvalete deyip çişini lazımlığa yaptı ya benim onca telkinimi takmayıp tamamen kendi kotnrolündeki bir zamanlamayla? Bireyselleşme ana- babaya karşı yasaklansın mı?:) Bir de bu çocuk denizyıldızına artık anne yıldızı diyor:) Çok hoşuma gidiyor:)
Bugün yine başım efil efil esiyor. Çok kısa kestirdim saçları yine. Ama yaz değil ya, en azından kulaklarım yanıp soyulmayacak bu sefer:)
Acil fotoğraf çekmeli. Yağmur ve parklardaki ağaçları kaçırmamalı.
Kelime oyunlarında siyah renkli kelimeler seçilince yazamadım, rengarenk kelimeleri beklemeli.
Öyle işte.
Bugün sabah hava farklı koktu. Sanki herkes bana bakıyordu. Telefonum çaldı mesela. Utanarak konuştum, çaktırmadan da gülümsedim. Elim ayağım birbirine dolaşır sandım. Dolaşmadı. Düşmeden yürüyebildim. Herkes ayak ucuna basarak camını tıklattı kah telefonumun kah monitorun. Selam verip gittiler.
Dışarıda yağmur yağıyormuş. Islanmışım. Fark etmedim yürürken. Sonra kaç yıllık o kapıdan girdim içeri. Geçtim masaya oturdum. Yazmaya başladım. Yazdıkça da kaldırımla bağlarını sündüre sündüre koparıp bir ayakkabının altında gezmeye giden sakız gibi hissettim. Sündükçe sündüm. Hem kopmak istedim hem kaldırıma yapıştım sımsıkı.
Ben bugün sanki ilk defa kendim için birşey yapıyormuş hissine kapıldım. Kendimi hissettim. Vay be dedim. Hoşgeldin dedim:)
Ben bugün sabah Aktrisi okula gönderip Kaplumbağa’yı ilk defa evde bırakıp sabah Maşukla kolkola işe gittim….
Foto: Öyle işte… ilmek ilmek ilmek ilmek ilmek
Mesela şimdi ben günün en olmadık saatinde yazıyorum ya… Sen de şimdi yoldasındır ya. Geliyorsundur ya. Birazdan kapıyı çalacaksın ya. İçimdeki ziller ondan:) Çın çın çın çın.
Foto: Sen-ben-aktris-kaplumbağa-sisin bastırdığı gece- eve dönerken- radyoda aktrisin istediği şarkıları dinlerken-arka koltukta çocuklar uyurken.
Suskunlar bitti. Susasım var. Aktığım her kabın şeklini almaktan yorulmayan bir su olmaya devam edesim var…
Bu sabah uzun süre sonra makinemi elime aldım. O kadar çok fotoğrafını çektim ki Kaplumbağa’nın… Parmağını emerek keyif yapmasını unutmamak istiyorum. Sonra bir de kendimi hayata bırakmak istiyorum. Birşeyler yapmak istiyorum ama bunun için şimdilik sadece kendimi dinliyorum. Kendimi bırakmadan önce karnımı çelik kaplatmak istiyorum. Yumruk yediğimde artık sarsılıyorum.