Bugünlerde aklımda dönen, karşıma çıkan, içime sığmayan onca çelişkili gündeme rağmen kişisel günlük hayatımda güzel şeyler yaşıyorum.
Kaplumbağa ile haftaiçi gündüz müzikal ve tiyatro oyununa gittik. Beklentilerimin tersine müzikalde arada eve kaçtık. Oyunu sonuna kadar seyrettik. Işık nerden gelir, perde nasıl kapanır gibi teknik detaylarla büyülendik.
Ben yine Karanfil’deki deri, iplik bilekliklere kafayı taktım. Fimo hamuruyla yapılmış enteresanlarını aldım. Taktım takıştırdım. Elim kolum simsiyah.
Aktrisin büyüme ve merkezden dışa savrulma hızını akışına bıraktım. En son dün akşam çizme almaya çalışırken şöyle bir suçlamasıyla karşı karşıya kalınca pes ettim: “Sen sade seviyorsun diye ben süslü çizme giyemez miyim? Sen kendine erkek ayakkabısı gibi çizme alabilirsin. Ben perili, cadılı, süslü püslü çizme istiyorum.”
Tüm bu hengamenin içerisinde bazen dostlarımla sohbet ettim, bazen ayağımı uzatıp bir bardak çay içince kendime geldim. Bir de M. Mungan’in son seçkisi ile İ.O.Anar’ın Suskunlar’ını karıştırmaya başladım. Demleniyorum.



