SARDUNYA

BENİ BİR SARDUNYA BÜYÜTTÜ BELKİ DE

bilemedim ne yazacağımı Haziran 29, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 10:27 am

Bir süre yokum o yüzden.

 

kim kimdir Haziran 27, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 1:35 pm

Tavşan aradan öyle bir cümleyi çekti çıkardı ki yorumunda, yazmasam ayıp olurdu.  Ama her zamanki gibi bilmiyorum nasıl yazacağımı. Böyle oluyor işte. Oturuyorum bilgisayara, yeni yazı yaz’ı seçiyorum. Bazen sular kesik oluyor bazen de çeşmeyi açık bırakıp dolaşıp geliyorum. Geldiğimde yazıyı bitmiş buluyorum. Akmış gitmiş cümleler. Bir de en kestirmeden anlatıvermiş içimi dışımı yolu uzatmadan.

Ama sonra mesela hayatın içerisinde, arkadaşlarımı görüyorum. Sohbet ediyorum. Çay içiyorum. Gülüyorum. Şaşırıyorum. Etkileşimli konuşmalarda ne olursa onların hepsini yaşıyorum. Elbette bilinçli bir akışla. Dolayısıyla, anneler mi toplandı, ortak payda annelik devasa bir kimliğe dönüşüyor. Mesela orada altıkırkbeş yayınlarından bahsedemiyorum. Ya da teması apayrı olan bir diyalogda saksılara çiçek dikerken ellerime bulaşan toprağın bana kendimi güzel hissettirdiğini söylesem abes kaçacağından genelgeçer konularla yaşıyıveriyorum diyaloğu. Gçeiyor bitiyor gidiyor.

 Ne zaman ki yazmak istesem, içimin perdelerini açıyorum. Işık giriyor. “Durumun koşulları” gibi bir kısıtlama da olmayacağından içimde, iç sesin sesini sona getiriyorum. Bazen o bangır bangır şarkı söylüyor, ben sakin bir yazı yazıyorum. Ya da küsüp bir köşede oturuyor, ben pencereden görünen manzara ne güzel deyip kaçıyorum.

Sonra kesişince arkadaşlarımla diyalogsavar yazılarım, şaşırıyorlar bazen. Bazen değil çoğu zaman. Aslında zamanla zaten perde açılacak. Şovsuz bir sahnede en yalın halimi görecekler. Bilmiyorlar. Gerçi artık bu yazıyı da yazdım:) İç sesle yazılmış bir özgeçmişe gerek kalmadı:)

 Bu yazıyı yeniden okumam gerek biliyorum. Ama okumayacağım. Öylece açtım perdeleri.

 

Tül Haziran 26, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 8:41 am

“Yüzümde bu sabah sayfiye yeri esintisi var. Yanaklarım serin serin. Ailecek evde aylak aylak gezindik. Her hareketi ağır çekimde yaptık. Mesela Kaplumbağa mandalları dağıttı. Onları tek tek toplarken hiç acele etmedik. Bu yazıyı yazarken bile ağır ağır basıyorum tuşlara. Gözkapaklarım bile aşağı indiğinde nazlanıyor tekrar yukarı çıkmak için. Reflekslerim bile naz yapıyor işte:)

Bugün kafamda Yalnız Kalsın – Hayko Cepkin çalıyor. Aynı ağır ritmle. Ama bu ağırlık erime gibi değil, sıcaktan bunalma  hiç değil. Sanki tül gibiyim bugün. Nedense.”

Bunları dün yazmıştım. Yayınladım sanıyordum. Meğer taslaklara kaydetmişim:)

Bugun ise güne erken başladım yine. Böyle daha iyi oluyor. Sabahleyin herkes uyurken çiçeklere su vermek iyi geliyor. Ya da televizyonda Alev Alatlı ile karşılaşmak sabahın köründe. Amerika’nın  sinema endüstrisinden sonra en büyük ikinci gelir kaynağının atçılık olduğunu öğrenmek de günün bonusu oldu bana şimdiden:)

Buraya kadarını yazıp yayınlamıştım. Sonra Şizofren Suretli Anne (bundan böyle SSA olarak anılacaktır) ile aramızda çok ilginç bir diyalog geçti. Bence çok da özeldi. İç ses’den konuştuk,  zaman zaman yarattığı gürültüden, nasıl oluyor da oluyorlardan, sardunya’yı nasıl yazdığımdan, nasıl kendini bulduğundan ama tanıdığı beni bulamadığından, aslında kimin kimi nasıl tanıdığını bilmediğimizden, arkadaşlarıma iç sesimin ağzıyla yazılmış özel bir özgeçmiş yazıp dağıtmak istediğimden, renkli kişilik ve kişiliksizlik arasındaki ayrımdan vs vs vs . Sonra mesai başladı. Ben de bunları eklemesem yazık oldurdu. Unutulmamalıydı.

 

püf Haziran 25, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 1:20 am


Foto: Geçen hafta/ sardunya

 

Metaforla saadet olmaz Haziran 23, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 12:23 am

Çok keyifle okudum. Dönüp dönüp okuyacağım bir kitabım daha oldu. Şen Profesörler’le şenlendim yine. Keşke Hayvan kapanmasaydı.

Bir de keşke son üç ayın fotoğrafları silinmeseydi bilgisayardan. Uçtu gitti.

Kitapçı müzikleri dinleyesim var. Hani kitapçıyı gezerken çalar. Büyülenirsin. Alırsın aynı melodiyi, eve getirirsin. Bişeye benzemez. İşte onlardan dinleyesim var.

Saçım Maşuk’tan kısa. Güzel oldu böyle. Üstelik beldeki saçı neredeyse 5 numaraya kısaltınca sanıyordum ki dengemi kaybederim. Meğer bünye dünden hazırmış.

 

Tazı tut Haziran 20, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 8:12 am

Dün Alice’i düşündüm. Beyaz tavşan açık büfede adlı kısa metrajlı bir film çektim kafamda güzel bir doğumgünü kutlamasında. Leziz bir kahve içerken beyaz tavşana not bıraktım: yine geleceğim. Bir de Ayşe ile Jelatin‘i düşündüm. Acaba nerde oturdular diye. Hatta kısa filmli metrajda jelatinin avizesini de kullanabilir miyiz diye aklımdan geçirdim:) Sanane deseler yeridir.

Trabzon aksanlı İngilizce dersi fikri de pek hoşuma gitti. Söylemezsem içimde kalır.

Maşuk da her gördüğünde soruyor şimdi: sen kimsin diye? Ama olmaz ki, sabah sabah gözünü açar açmaz, bu kadar ikileme kullanmaya eğilimli sardunyaya sorulmaz ki sen kimsin diye:) Anladım saçlarıma alışamadın ama ben de dün gece rüyamda asırlar sonra öss sınavına girdim. Elimde de tabak tabak yemekler. biliyorum. Dün fige açık büfedeki salataların bilinçaltıma sızışıydı sebep:)

Neyse. Çiçekler hep çok güzel. Hep.

 

Başlangıç dediğin Haziran 14, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 12:41 pm

“… 

Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
Bir şeycik olmadı – Deneyin lütfen –
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum”

G. Akın

 

Baştan Haziran 11, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 12:33 am

Yeniden başlıyorum.

Foto: 23 Nisan/ Sardunya

 

Sulak yerdeki yosun karavana binmiş Haziran 9, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 12:25 am

Aynen yosunlar gibi bekledim suyun üstünde salına salına. Özel hiçbirşey yapmadım göğüs kafesi daraltısını geçirecek. Belki çiçeklere bile su vermeyi bile unuttum.  Sadece bekledim. Baktım yeniden nefes almaya başlamışım. Zaten hiçbirşey de durup beklememiş elbette beni. 

Şimdi yeniden güzel yazılar okuma, güzel şarkılar dinleme zamanı. Bir de çocuklara gülme. Aktris’in “Servis bizi sabahları taa Denizli Kuvvet Komutanlığına götürüyor” lafına ayaklarımı yere vura vura gülmek istiyorum mesela. Bir de Kaplumbağanın patates deyişine.

Yarın yeni bir gün olacak. Güzel olacak. Biliyorum. Bunun şerefine mesela yarın saksılara daha renkli çiçekler dikeyim diyorum. Ya da şahane bir film seyretmeli.

Bir de bu yağmurların bitmemesini mi istemeli acaba. Sevmiyorum ben güneş- deniz- kumlu açık büfe tatil hezeyanlarını. Her yerde güneş yağı boca edilmiş standart üniforma bikinileri, mayoları, düğünde takmayacağım takıları plajda takanları,  aynı çocuk şarkısı ritmli yaz şarkılarını. 

Biliyorum bir gün karavanımız olacak. Yemeyip içmeyip alacağız o karavanı. Ben yıllarca Hotel California’yı Titanik gibi  bir gemi zannettim. Aynen öyle yanıltıcı bir de adı olacak karavanımızın. Sonra gezmediğimiz yayla kalmayacak mesela. Amacımız zaten varmak değil gitmek olacak. Çoluk çocuk sefil olasım var. 

 

Göğüs Kafesi Haziran 7, 2007

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 9:19 am

Bugün göğüs kafesim bir kaç beden küçük geliyor gibi.

Sayfalarca kitap okuyasım var. Okudukça kaybolasım var. Ya da en iyisi kalkıp çiçekleri sulamalı…