SARDUNYA

BENİ BİR SARDUNYA BÜYÜTTÜ BELKİ DE

Sabah Aralık 22, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 10:02 am

“altıkırkbeş yayın uzun bir aradan sonra, boşlukta çiçek yetiştirebilen (az sayıdaki) okuruna gülümseyerek sunar…”

Altıkırkbeş‘in mottolarını seviyorum. “Yaşasın Fotokopi, Yaşasın Kaos!”

Sorumlu: Deli Öyküler. Şimdi de şunu merak ettim.

Sabah Aktris’i el sallayıp gönderdim. Mutfağa gelip su içeyim dedim. Pencereden baktım. Sonra koştum makinayı aldım. Çektim. Biraz da seyrettim.

 

Sabah Aralık 22, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 7:02 am

“altıkırkbeş yayın uzun bir aradan sonra, boşlukta çiçek yetiştirebilen (az sayıdaki) okuruna gülümseyerek sunar…”

Altıkırkbeş‘in mottolarını seviyorum. “Yaşasın Fotokopi, Yaşasın Kaos!”

Sorumlu: Deli Öyküler. Şimdi de şunu merak ettim.

Sabah Aktris’i el sallayıp gönderdim. Mutfağa gelip su içeyim dedim. Pencereden baktım. Sonra koştum makinayı aldım. Çektim. Biraz da seyrettim.

 

Havada bir top bulut olsaaammmm Aralık 19, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 6:29 pm

Ha-va-daaaa bir tooop bu-lut ol-sam

Flütle çalınıyor beynimde. Arka fonda bu çocuk şarkısı, burnumun ucunda ise sigara böreği kokusu ile yazmaya devam ediyorum. Üstelik de günün en telaşlı saatlerinde nasıl oldu da oldu, yazma fırsatı doğdu…

Maşuk iyileşti. Biraz ıhlamur, biraz kaplumbağa, biraz aktris, biraz börtü böcek… Kalktı ayağa. Bunca yıldır ilk defa böyle gördük onu. Üzüldük. Neyse ki kısa sürdü. Fakat ne menem bir hastalık ki ortalıktaki, ziyarete gittiğini deviriyor fakat pek de kolay bulaşmıyor. Virüslerin metamorfozu adlı bir araştırma yapılmalı. Neydiler, ne oldular, nereye gidiyorlar:)))

Aktris’in ders notlarında gayet doğal olarak bir düşüş var. Çünkü tüm ağırlık bu aralar eğitimdeydi. Öğretim ayağını şimdi ele alacağız. İkisiyle aynı anda boğmayalım dedik. Küçük adımlarla öğretimde ilerliyoruz şimdi. Okula gidip öğretmeni ile de görüştüm. Görüşme sonrasında akşam Aktris’e öğretmeninin söylediklerini olduğu gibi aktardım klasik anne oyunlarına başvurmadan. O da şok oldu. Ve son derece ciddiye aldı söylediklerimi. Eskiden yumuşatırdım eleştirileri, eksiklerini. Bu sefer direkt söyledim: “Sorun var derslerinde. Notların düşmüş. Öğretmenin de bu durumdan şikayetçi. Ama el yazının düzeldiğini, daha düzenli bir öğrenci olduğunu, eşyalarını sınıfta kaybetmediğini de farketmiş.” “Napalım bu derslere?” “Beraber çalışalım” “Beraber çalışmak?” “Ben o gün işlediklerimizi sana anlatayım. Ders kitaplarımı her gün getireyim eve. Beraber göz atalım” “Şahane. Ben de çok merak ediyordum o kitapları. Hiç getirmiyorsun artık eve. Hem başbaşa vakit geçiririz” “Tamam oldu”
Sonuç: Eve daha neşeli geliniyor. Ödevler daha istekli yapılıyor. Bilgisayar minimuma indi.

Kaplumbağa’nın odasındaydım bugün. Kaplumbağa ise ara koridorda. Ve bir ses duydum:

“Anne!”

Bittim…

 

Havada bir top bulut olsaaammmm Aralık 19, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 3:29 pm

Ha-va-daaaa bir tooop bu-lut ol-sam

Flütle çalınıyor beynimde. Arka fonda bu çocuk şarkısı, burnumun ucunda ise sigara böreği kokusu ile yazmaya devam ediyorum. Üstelik de günün en telaşlı saatlerinde nasıl oldu da oldu, yazma fırsatı doğdu…

Maşuk iyileşti. Biraz ıhlamur, biraz kaplumbağa, biraz aktris, biraz börtü böcek… Kalktı ayağa. Bunca yıldır ilk defa böyle gördük onu. Üzüldük. Neyse ki kısa sürdü. Fakat ne menem bir hastalık ki ortalıktaki, ziyarete gittiğini deviriyor fakat pek de kolay bulaşmıyor. Virüslerin metamorfozu adlı bir araştırma yapılmalı. Neydiler, ne oldular, nereye gidiyorlar:)))

Aktris’in ders notlarında gayet doğal olarak bir düşüş var. Çünkü tüm ağırlık bu aralar eğitimdeydi. Öğretim ayağını şimdi ele alacağız. İkisiyle aynı anda boğmayalım dedik. Küçük adımlarla öğretimde ilerliyoruz şimdi. Okula gidip öğretmeni ile de görüştüm. Görüşme sonrasında akşam Aktris’e öğretmeninin söylediklerini olduğu gibi aktardım klasik anne oyunlarına başvurmadan. O da şok oldu. Ve son derece ciddiye aldı söylediklerimi. Eskiden yumuşatırdım eleştirileri, eksiklerini. Bu sefer direkt söyledim: “Sorun var derslerinde. Notların düşmüş. Öğretmenin de bu durumdan şikayetçi. Ama el yazının düzeldiğini, daha düzenli bir öğrenci olduğunu, eşyalarını sınıfta kaybetmediğini de farketmiş.” “Napalım bu derslere?” “Beraber çalışalım” “Beraber çalışmak?” “Ben o gün işlediklerimizi sana anlatayım. Ders kitaplarımı her gün getireyim eve. Beraber göz atalım” “Şahane. Ben de çok merak ediyordum o kitapları. Hiç getirmiyorsun artık eve. Hem başbaşa vakit geçiririz” “Tamam oldu”
Sonuç: Eve daha neşeli geliniyor. Ödevler daha istekli yapılıyor. Bilgisayar minimuma indi.

Kaplumbağa’nın odasındaydım bugün. Kaplumbağa ise ara koridorda. Ve bir ses duydum:

“Anne!”

Bittim…

 

mesela Aralık 15, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 12:07 pm

mesela büyük harf kullanmadan yazsam bu notlarımı. kalkıp öğrencilik günlerinden kalma yumurtalı bir yemek yapsam kaplumbağamla bana. mesela salonda yerde oturup döke saça yese ellerimizle de kıkır kıkır kıkırdasak. mesela küpleri üstüste koyup el çırpsak, alkış yapsak. mesela oyunun ortasında halının üzerine sırt üstü boylu boyunca uzanıp tavandaki lambaya dokunmaca oynasak. ben bilsem asla dokunamayacağımızı da kaplumbağa hala inatla ve çocuklukla ellerini uzatsa tavana. bana dönüp gülümsese sonra.

mesela kaplumbağa molaya çekilince yorganın altına kıvrılıp kitabımı okusam. bir de sevdiğim bir şarkıyı çalsam bugün kendime. sonra aktris gelse. üstünü değiştir, aç mısın vs şablonlarını atlayıp yerde yuvarlanmaca oynasak formasını bile çıkartmasına izin vermeden. sonra boya kalemlerimizle kocaman resimler çizsek kaplumbağa, aktris ve ben. ama hiçbir anlamı olmasa çizdiklerimizin. karalamalarımızla övünsek. duvarlara yapıştırsak onları.

mesela akşama doğru ıhlamur demleyiversem yine. zencefil, bal ve tarçın ile karanfilin kokusu mutluluk verse. kapı çalsa. maşuk gelse. kucaklayıp salondaki kanepeye yatırsak onu hep beraber. aktris ellerini tutsa, kaplumbağa yanaklarına cici yapsa mesela. ben de salonun kapısında, elimde bir fincan ballı ıhlamurla gülümseyerek izlesem onları…

 

mesela Aralık 15, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 9:07 am

mesela büyük harf kullanmadan yazsam bu notlarımı. kalkıp öğrencilik günlerinden kalma yumurtalı bir yemek yapsam kaplumbağamla bana. mesela salonda yerde oturup döke saça yese ellerimizle de kıkır kıkır kıkırdasak. mesela küpleri üstüste koyup el çırpsak, alkış yapsak. mesela oyunun ortasında halının üzerine sırt üstü boylu boyunca uzanıp tavandaki lambaya dokunmaca oynasak. ben bilsem asla dokunamayacağımızı da kaplumbağa hala inatla ve çocuklukla ellerini uzatsa tavana. bana dönüp gülümsese sonra.

mesela kaplumbağa molaya çekilince yorganın altına kıvrılıp kitabımı okusam. bir de sevdiğim bir şarkıyı çalsam bugün kendime. sonra aktris gelse. üstünü değiştir, aç mısın vs şablonlarını atlayıp yerde yuvarlanmaca oynasak formasını bile çıkartmasına izin vermeden. sonra boya kalemlerimizle kocaman resimler çizsek kaplumbağa, aktris ve ben. ama hiçbir anlamı olmasa çizdiklerimizin. karalamalarımızla övünsek. duvarlara yapıştırsak onları.

mesela akşama doğru ıhlamur demleyiversem yine. zencefil, bal ve tarçın ile karanfilin kokusu mutluluk verse. kapı çalsa. maşuk gelse. kucaklayıp salondaki kanepeye yatırsak onu hep beraber. aktris ellerini tutsa, kaplumbağa yanaklarına cici yapsa mesela. ben de salonun kapısında, elimde bir fincan ballı ıhlamurla gülümseyerek izlesem onları…

 

bir kalem iki kalem üç kalem Aralık 13, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 2:00 pm

Foto: Kalemlerim/Bugün/Sardunya

Uyuyakaldım. Aktris’i babası götürdü okula. Servis çoktan gitmişti zaten:) Sonra telefonda öğrendim ki babasıyla beraber meşhuuuur C Kırtasiye’ye uğramışlar. C Kırtasiye’yi ben haftalarca dinledim. Sandım ki okulun oraya ultra-mega- dev bir kırtasiye alışveriş merkezi açılmış. Sandım ki cümle alem alelade, sıradan kırtasiye malzemeleri ile cebelleşirken bu C kırtasiyeden alınan malzemeler yeni patent almış, 21., 22. ve hatta 23. yüzyılın keşifleri:) Bildiğimiz, mahalle arası, okul yanıbaşı, muhtemelem emekli öğretmen sahibesi olan, tozlu raflı ve üst raflarda bol tozlu mallı, ufak bir dükkan. Aktris günlerce anlattı orada satılan kalemleri, ödev yazma defterlerini, kartpostalları vs. Öğlenleri, yemek arasında okulun bahçesinden kaçıp arkadaşıyla oraya gittiklerini (yok kalp krizi geçirmedim burda, hafif bir sıkışma diyelim). Telefonda Maşuk C. Kırtasiye’ye gittik deyince ben de gitmiş kadar gülümsedim. İki kalem almışlar. Aktris’in o iki kalemle ne dünyalar keşfettiğinden, yerden onbeş metre havada yürüdüğünden, saçlarını savuruşunun bile değiştiğinden eminim. Öyle olmadıysa bile ben hem Maşuk’un hem de Aktris’in meşhur C Kırtasiye ziyaretinden ne kadar memnun olduklarını düşünüp pek keyiflendim:)

Kaplumbağa ile bir Sardunya klasiğine daha imza attık. Mahalle esnafına rutin ziyaretlerimiz yaptık. Yufkacının karısının sosyal sigorta borçlarını dinledik. Lokman Hekimin bilumum ot börtü böcek tavsiyelerini kaydettik. Markette menapoz teyzelerden birinin üzerimize savurduğu boş market arabasını başarıyla başımızdan savdık. Daha ne olsun. İyilik, güzellik:)

 

bir kalem iki kalem üç kalem Aralık 13, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 11:00 am

Foto: Kalemlerim/Bugün/Sardunya

Uyuyakaldım. Aktris’i babası götürdü okula. Servis çoktan gitmişti zaten:) Sonra telefonda öğrendim ki babasıyla beraber meşhuuuur C Kırtasiye’ye uğramışlar. C Kırtasiye’yi ben haftalarca dinledim. Sandım ki okulun oraya ultra-mega- dev bir kırtasiye alışveriş merkezi açılmış. Sandım ki cümle alem alelade, sıradan kırtasiye malzemeleri ile cebelleşirken bu C kırtasiyeden alınan malzemeler yeni patent almış, 21., 22. ve hatta 23. yüzyılın keşifleri:) Bildiğimiz, mahalle arası, okul yanıbaşı, muhtemelem emekli öğretmen sahibesi olan, tozlu raflı ve üst raflarda bol tozlu mallı, ufak bir dükkan. Aktris günlerce anlattı orada satılan kalemleri, ödev yazma defterlerini, kartpostalları vs. Öğlenleri, yemek arasında okulun bahçesinden kaçıp arkadaşıyla oraya gittiklerini (yok kalp krizi geçirmedim burda, hafif bir sıkışma diyelim). Telefonda Maşuk C. Kırtasiye’ye gittik deyince ben de gitmiş kadar gülümsedim. İki kalem almışlar. Aktris’in o iki kalemle ne dünyalar keşfettiğinden, yerden onbeş metre havada yürüdüğünden, saçlarını savuruşunun bile değiştiğinden eminim. Öyle olmadıysa bile ben hem Maşuk’un hem de Aktris’in meşhur C Kırtasiye ziyaretinden ne kadar memnun olduklarını düşünüp pek keyiflendim:)

Kaplumbağa ile bir Sardunya klasiğine daha imza attık. Mahalle esnafına rutin ziyaretlerimiz yaptık. Yufkacının karısının sosyal sigorta borçlarını dinledik. Lokman Hekimin bilumum ot börtü böcek tavsiyelerini kaydettik. Markette menapoz teyzelerden birinin üzerimize savurduğu boş market arabasını başarıyla başımızdan savdık. Daha ne olsun. İyilik, güzellik:)

 

yani rüzgar herşeyi alıp götürmeyecek Aralık 11, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 9:37 am

Foto:Bahçe/Sardunya/2006

*Kitabım bitmek üzere. Bitmesin diye yavaşladım. Ben bunu hep yapıyorum:) Pek de seviyorum:)

*Hormonlar 6-12 yaş arası vücudumuzda ne tür değişikliklere sebep oluyor. Araştırılacak. Hazırlıklı olunacak. Aktris’in kaşı gözü ona çaktırılmadan seyredilecek. Sanki yüzüne bir toz serpildi geceleri. Her uyandığında çocuk ifadesinden birşeyler daha kaybolmuş oluyor. Bambaşka şeyler ekleniyor ayrıntılara.

*Kaplumbağa dün ilk defa tek elimden tutarak 4 adım attı. Şaştık kaldı. Zira kendisi henüz taytay durmamıştır. Vay be dedim. Güven bu olsa gerek:)

* Odayı havalandırmak için pencereyi açtığımda her seferinde içeri is kokusu dolmasından nefret ediyorum. Yooo yalan söyledim. Nefret değil de sinirleniyorum diyelim. Karar aldım. Nefret gibi aşırı duygularımı törpülüyorum/çalışıyorum.

* Maşuk: Sardunya gördün mü apartman zilini? Yeni taşınan kiracı adını soyadını altına da “makina mühendisi” yazmış. (Görgüsüzlükte son nokta)
Sardunya: Valla biz de kapıcı dairesi değildir ya da bozuk falan yazalım mı? Ya da zil kısmına sadece kapıcı dairesi değildir yazıp yanına a4′e üsturuplu biz yazı yazalım. Kime geldiyseniz onun ziline basın diye.

Geçen gün sabah 7.30′da aktrisi gönderdim. Daha yeni yerime oturuyordum ki zil çaldı. Fakat üst üste sürekli ve uzun uzun basılıyor. Bizim daire kapımız açılınca apartmanın giriş kapısını görebiliyoruz. Baktım tanımadığım bir adam. Ama adam ısrarla basıyor. Ben de basıp kapıyı açtım. Ama adam zili çalmaya devam ediyor. 7-8 yaşta takılı kalmış biz zeka 50 yaş suretine bürününce ve böyle bir karikatür sabahın köründe karşınıza çıkınca bünyeye ağır geliyor. Ve cinnet geçiren Sardunya pijamaları ile yalın ayak dışarı fırladı. Adam sırtını dönmüş gidiyordu hiçbirşey olmamış gibi.
- Beyefendi bakar mısınız?
- buyrun bana mı dediniz?
- Neden bastınız zilimize? Sonra neden gidiyorsunuz birşey demeden
- Biz on numaraya taşındık da zili çalışmıyor
- On numaranın ki bozuk diye niye bir numaraya basıyorsunuz? Milletin bebeği var, hastası var. Sabahın köründe. (sesim epey yükseldi)
- Yok şimdi hanfendi (zillerin yanına geldi) Şimdi ben şuraya bastım (evet bizim zil, üstünde adımız falan yazmıyor). Burası boş daire diye bastım.
- Sizin zil bozuk, kapı açılsın diye boş daire zannetiğiniz zile uzun uzun basıp sabahın köründe gittiniz değil mi? Bebeği uyandırdınız ama sabah sabah
- Kusura bakmayın hanımefendi.
- Bakarım (son ses bağırıp koca demir apartman kapısını çarpabilecek kadar sinirlendim)

Magandalığın son yıllarda inanılmaz form değiştirerek hemen hemen her bünyeye nüfuz ettiğine cidden inanıyorum. Toplum içinde yaşama kuralları ise sanırım çoktan yürürlükten kalkan tarihi bir belge oldu.

* Yılbaşı geliyor. Beni de şimdiden geriyor. Sebebi nerde nasıl eğleneceğiz değil de, noel babalı, kırmızı beyazlı, kar spreyli dekorlardan nefret etmem. Sevgililer Gününde bütün ayıcıkları parçalamak istememe benzeyen bir duygu yavaş yavaş yükseliyor:) Fotodaki güzelim bitkiyi bile olur olmadık yılbaşı süslemelerine eklemelerini protesto ediyorum. Güzel kırmızı toplar bizim bahçede herşeyden habersiz Maşuk’un en beğendiği bitki olmaya devam ediyorlar. Güzellik budur sanırım.
-

 

yani rüzgar herşeyi alıp götürmeyecek Aralık 11, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 6:37 am

Foto:Bahçe/Sardunya/2006

*Kitabım bitmek üzere. Bitmesin diye yavaşladım. Ben bunu hep yapıyorum:) Pek de seviyorum:)

*Hormonlar 6-12 yaş arası vücudumuzda ne tür değişikliklere sebep oluyor. Araştırılacak. Hazırlıklı olunacak. Aktris’in kaşı gözü ona çaktırılmadan seyredilecek. Sanki yüzüne bir toz serpildi geceleri. Her uyandığında çocuk ifadesinden birşeyler daha kaybolmuş oluyor. Bambaşka şeyler ekleniyor ayrıntılara.

*Kaplumbağa dün ilk defa tek elimden tutarak 4 adım attı. Şaştık kaldı. Zira kendisi henüz taytay durmamıştır. Vay be dedim. Güven bu olsa gerek:)

* Odayı havalandırmak için pencereyi açtığımda her seferinde içeri is kokusu dolmasından nefret ediyorum. Yooo yalan söyledim. Nefret değil de sinirleniyorum diyelim. Karar aldım. Nefret gibi aşırı duygularımı törpülüyorum/çalışıyorum.

* Maşuk: Sardunya gördün mü apartman zilini? Yeni taşınan kiracı adını soyadını altına da “makina mühendisi” yazmış. (Görgüsüzlükte son nokta)
Sardunya: Valla biz de kapıcı dairesi değildir ya da bozuk falan yazalım mı? Ya da zil kısmına sadece kapıcı dairesi değildir yazıp yanına a4′e üsturuplu biz yazı yazalım. Kime geldiyseniz onun ziline basın diye.

Geçen gün sabah 7.30′da aktrisi gönderdim. Daha yeni yerime oturuyordum ki zil çaldı. Fakat üst üste sürekli ve uzun uzun basılıyor. Bizim daire kapımız açılınca apartmanın giriş kapısını görebiliyoruz. Baktım tanımadığım bir adam. Ama adam ısrarla basıyor. Ben de basıp kapıyı açtım. Ama adam zili çalmaya devam ediyor. 7-8 yaşta takılı kalmış biz zeka 50 yaş suretine bürününce ve böyle bir karikatür sabahın köründe karşınıza çıkınca bünyeye ağır geliyor. Ve cinnet geçiren Sardunya pijamaları ile yalın ayak dışarı fırladı. Adam sırtını dönmüş gidiyordu hiçbirşey olmamış gibi.
- Beyefendi bakar mısınız?
- buyrun bana mı dediniz?
- Neden bastınız zilimize? Sonra neden gidiyorsunuz birşey demeden
- Biz on numaraya taşındık da zili çalışmıyor
- On numaranın ki bozuk diye niye bir numaraya basıyorsunuz? Milletin bebeği var, hastası var. Sabahın köründe. (sesim epey yükseldi)
- Yok şimdi hanfendi (zillerin yanına geldi) Şimdi ben şuraya bastım (evet bizim zil, üstünde adımız falan yazmıyor). Burası boş daire diye bastım.
- Sizin zil bozuk, kapı açılsın diye boş daire zannetiğiniz zile uzun uzun basıp sabahın köründe gittiniz değil mi? Bebeği uyandırdınız ama sabah sabah
- Kusura bakmayın hanımefendi.
- Bakarım (son ses bağırıp koca demir apartman kapısını çarpabilecek kadar sinirlendim)

Magandalığın son yıllarda inanılmaz form değiştirerek hemen hemen her bünyeye nüfuz ettiğine cidden inanıyorum. Toplum içinde yaşama kuralları ise sanırım çoktan yürürlükten kalkan tarihi bir belge oldu.

* Yılbaşı geliyor. Beni de şimdiden geriyor. Sebebi nerde nasıl eğleneceğiz değil de, noel babalı, kırmızı beyazlı, kar spreyli dekorlardan nefret etmem. Sevgililer Gününde bütün ayıcıkları parçalamak istememe benzeyen bir duygu yavaş yavaş yükseliyor:) Fotodaki güzelim bitkiyi bile olur olmadık yılbaşı süslemelerine eklemelerini protesto ediyorum. Güzel kırmızı toplar bizim bahçede herşeyden habersiz Maşuk’un en beğendiği bitki olmaya devam ediyorlar. Güzellik budur sanırım.
-