ohh bee Nisan 28, 2006
ohh bee Nisan 28, 2006
günlük gibi Nisan 25, 2006
Nerden başlayım dedim… Bulamadım ipin ucunu… Çok özel ve güzel anlar biriktirdim yine ama o kadar arka arkaya ki bilemiyorum hangisinden başlayım. Her biri ayrı bir yazı konusu…
Bahoya’ya ulaştık:))) Kendisi M.Ö.’den kalma bir arkadaşımız olup burnumuzun dibinde Eskişehir’deyken bir kere bile ziyaretine gidemediğimiz, İstanbul’da olunca daha sık görüşmeye başladığımız, KocaMan ve benim beraberken pek gülüp eğlendiğimiz, blogumu okuyunca “ben ordaki fotoğrafların asıllarını gördüm beee” diyerek gaza gelen ve en kısa sürede ziyaretimize gelmesini beklediğimiz önemli ve nev-i şahsına münhasır bir dostumuzdur… bekleriz efem:)
Annem geldi… Kaplumbağa’nın son halini fotoğrafta görünce dayanamadı geldi, pek de iyi etti… Bana herhalde 10 bininci kez falan tığ işini öğretti, emekli ilkokul öğretmeni olarak 23 nisan’da hepimizden önce bayrağı astı balkona, bir sürü içli köfte ve sarma getirdi… bir de bayıldığım patlıcan kuruları:))))
Aktris KocaMan’la yeniden tanıştı sanırım bu bayram tatilinde:))) Muhabetleri pek iyi…
23 Nisanımız harikulade geçti… Kaplumbağayı anneme bırakıp Pal Sokağı Çocukları ve 27 Nisan Kraliçesi ile meşhuuuur Dikmen Vadisinini en uç noktasındaki anfide gösterileri izlemeye gittik. Aktrisin okulunu ayakta alkışladım organizasyondan ötürü….
KocaMan dün kocaman bir demet papatya ile geldi… mest oldum… (tüm eller önce kulağa götürülerek muccck yapılıyor sonra tahtaya vuruluyor üç kere)
Atatürk Orman Çiftliğinin serasından yine sırtlandık bir sürü çiçek, balkona yerleştirdik… fesleğen… ortanca… yine tabi ki sardunya (bu sefer mor buldum)
… işte böyle… pek bir günlük gibi oldu bu yazı da… sonraki yazılarda lezzeti artırmalı artık… söz… en kısa sürede…
günlük gibi Nisan 25, 2006
Nerden başlayım dedim… Bulamadım ipin ucunu… Çok özel ve güzel anlar biriktirdim yine ama o kadar arka arkaya ki bilemiyorum hangisinden başlayım. Her biri ayrı bir yazı konusu…
Bahoya’ya ulaştık:))) Kendisi M.Ö.’den kalma bir arkadaşımız olup burnumuzun dibinde Eskişehir’deyken bir kere bile ziyaretine gidemediğimiz, İstanbul’da olunca daha sık görüşmeye başladığımız, KocaMan ve benim beraberken pek gülüp eğlendiğimiz, blogumu okuyunca “ben ordaki fotoğrafların asıllarını gördüm beee” diyerek gaza gelen ve en kısa sürede ziyaretimize gelmesini beklediğimiz önemli ve nev-i şahsına münhasır bir dostumuzdur… bekleriz efem:)
Annem geldi… Kaplumbağa’nın son halini fotoğrafta görünce dayanamadı geldi, pek de iyi etti… Bana herhalde 10 bininci kez falan tığ işini öğretti, emekli ilkokul öğretmeni olarak 23 nisan’da hepimizden önce bayrağı astı balkona, bir sürü içli köfte ve sarma getirdi… bir de bayıldığım patlıcan kuruları:))))
Aktris KocaMan’la yeniden tanıştı sanırım bu bayram tatilinde:))) Muhabetleri pek iyi…
23 Nisanımız harikulade geçti… Kaplumbağayı anneme bırakıp Pal Sokağı Çocukları ve 27 Nisan Kraliçesi ile meşhuuuur Dikmen Vadisinini en uç noktasındaki anfide gösterileri izlemeye gittik. Aktrisin okulunu ayakta alkışladım organizasyondan ötürü….
KocaMan dün kocaman bir demet papatya ile geldi… mest oldum… (tüm eller önce kulağa götürülerek muccck yapılıyor sonra tahtaya vuruluyor üç kere)
Atatürk Orman Çiftliğinin serasından yine sırtlandık bir sürü çiçek, balkona yerleştirdik… fesleğen… ortanca… yine tabi ki sardunya (bu sefer mor buldum)
… işte böyle… pek bir günlük gibi oldu bu yazı da… sonraki yazılarda lezzeti artırmalı artık… söz… en kısa sürede…
bahçede şenlik ve toplama hastane Nisan 20, 2006
Balkonumuzdan bahçe manzaraları
Neredeyse yaza gireceğiz, ben hala bahar kutlamalarını bitiremedim… hatta o kadar havaya girdim ki tüm günümü balkonda veya bahçedeki çardakta börtü böcek seyrederek ve doğaya taparak, imrenek geçirebilirim. Bundan önceki hiçbir sene baharın gelişini böyle saniye saniye izleyememiştim. Balkonumuzun dibindeki karla kaplı ağaçların önce karları silkelemesi, sonra minik minik filizlenmesi, şimdi ise japon belgesellerini kıskandıracak şekilde çiçeklenmesi beni şu yaşımda bir daha hayrete düşürdü….
Kocaman ve Mister’da kolları sıvayıp bahçeye giriştiler. Bir ara soğan, nane ekili yerleri bu sene sırf çimen yapmaya karar verdik. Böylece yazın çocuklarla topraklarda, çimenlerde güneşlenmek için bozkırın ortasında sayfiye alanı aramamıza gerek kalmayacak:))))
Aktrisin ergenliğe hızlı yatay geçiş yaparken bünyeyi nasıl olurda en fazla sakatlarım konulu seansları son sürat devam ediyor. En son vukuatı iki ayağının da bileğine arkadaşı sırayı lönk diye düşürürken kaçmayıp olayı seyretmesi. Sonuç: yarın okula gitmiyor, bileklerinin morarmasından korkuyorum. Bizde ayaklarda bir olay var ya dur bakalım:)))
Bugün mahallemizdeki Sağlık Ocağı ile tanışma şerefine eriştim. Kaplumbağayı sürekli Hacettepe takip ediyor fakat sırf aşı için de oralara götürmek istemediğimizden buralara kayıt olalım dedik ve sabah 9′da tintintinimini hanım şeklinde düştük yollara. Mahalle arasında yine Perihan Abla modunda salına salına yürüdüm:)))) Neredeyse tüm esnaf gazete ve çayları ile kaldırımlara kurulmuş sabah keyfi yapıyorlardı. Bir tek internet kafede okul kaçakları yüzünden hareket vardı o saatte. Sağlık ocağına iyi ki gitmişiz yoksa ben nerde görecektim eski apartmanımızdaki komşularımızı, analı kızlı yöresel adana yemeği gibi kızıyla bir ay arayla 4. çocuğuna doğum yapan eski komşumu- torunu oğlundan bir ay büyük
))
Günün incisi ise sağlık ocağındaki hemşireden geldi:
Hemşire: Sizi neresi takip ediyorsa oraya gidin. Ben kayıt açamam. Sonra düzenli gelmiyorsunuz bize kızıyorlar
Ben: Gelecem gelecem siz merak etmeyin (hoş aslında telefonla takip eden sağlık ocakları da var ama) siz kaydı yapın
H: bıdı bıdı vır vır zır zır
Ben: (en şirin gülümsememle sessiz bir biçimde bekliyorum dosyayı doldurmasını)
H. Şu aşıyı alın getirin
Ben: Ama hastanede … aşısını yaptırın dediler.
H: Hastanedekiler toplama ordan burdan. Ben 13 yıllık aşı hemşiresiyim. İşte burda koptum… Sen koskoca Hacettepe Hastanesinin saçlarını beyazlatıncaya kadar uzmanlaşacağız diye canları çıkan tıp işçilerine toplama de:)))) Bundan böyle ben de Hacettepe dersem noluyum… Toplama Hastane orası:)))
Bu arada bir sürü sevdiğim blog arkadaşım gitti ya:((( Hala her gün tıklıyorum dayanamayıp. Biyonikciğim de geri döndü, onunla teselli buldum… keşke öbürleri de dönse:((((
bahçede şenlik ve toplama hastane Nisan 20, 2006
Balkonumuzdan bahçe manzaraları
Neredeyse yaza gireceğiz, ben hala bahar kutlamalarını bitiremedim… hatta o kadar havaya girdim ki tüm günümü balkonda veya bahçedeki çardakta börtü böcek seyrederek ve doğaya taparak, imrenek geçirebilirim. Bundan önceki hiçbir sene baharın gelişini böyle saniye saniye izleyememiştim. Balkonumuzun dibindeki karla kaplı ağaçların önce karları silkelemesi, sonra minik minik filizlenmesi, şimdi ise japon belgesellerini kıskandıracak şekilde çiçeklenmesi beni şu yaşımda bir daha hayrete düşürdü….
Kocaman ve Mister’da kolları sıvayıp bahçeye giriştiler. Bir ara soğan, nane ekili yerleri bu sene sırf çimen yapmaya karar verdik. Böylece yazın çocuklarla topraklarda, çimenlerde güneşlenmek için bozkırın ortasında sayfiye alanı aramamıza gerek kalmayacak:))))
Aktrisin ergenliğe hızlı yatay geçiş yaparken bünyeyi nasıl olurda en fazla sakatlarım konulu seansları son sürat devam ediyor. En son vukuatı iki ayağının da bileğine arkadaşı sırayı lönk diye düşürürken kaçmayıp olayı seyretmesi. Sonuç: yarın okula gitmiyor, bileklerinin morarmasından korkuyorum. Bizde ayaklarda bir olay var ya dur bakalım:)))
Bugün mahallemizdeki Sağlık Ocağı ile tanışma şerefine eriştim. Kaplumbağayı sürekli Hacettepe takip ediyor fakat sırf aşı için de oralara götürmek istemediğimizden buralara kayıt olalım dedik ve sabah 9′da tintintinimini hanım şeklinde düştük yollara. Mahalle arasında yine Perihan Abla modunda salına salına yürüdüm:)))) Neredeyse tüm esnaf gazete ve çayları ile kaldırımlara kurulmuş sabah keyfi yapıyorlardı. Bir tek internet kafede okul kaçakları yüzünden hareket vardı o saatte. Sağlık ocağına iyi ki gitmişiz yoksa ben nerde görecektim eski apartmanımızdaki komşularımızı, analı kızlı yöresel adana yemeği gibi kızıyla bir ay arayla 4. çocuğuna doğum yapan eski komşumu- torunu oğlundan bir ay büyük
))
Günün incisi ise sağlık ocağındaki hemşireden geldi:
Hemşire: Sizi neresi takip ediyorsa oraya gidin. Ben kayıt açamam. Sonra düzenli gelmiyorsunuz bize kızıyorlar
Ben: Gelecem gelecem siz merak etmeyin (hoş aslında telefonla takip eden sağlık ocakları da var ama) siz kaydı yapın
H: bıdı bıdı vır vır zır zır
Ben: (en şirin gülümsememle sessiz bir biçimde bekliyorum dosyayı doldurmasını)
H. Şu aşıyı alın getirin
Ben: Ama hastanede … aşısını yaptırın dediler.
H: Hastanedekiler toplama ordan burdan. Ben 13 yıllık aşı hemşiresiyim. İşte burda koptum… Sen koskoca Hacettepe Hastanesinin saçlarını beyazlatıncaya kadar uzmanlaşacağız diye canları çıkan tıp işçilerine toplama de:)))) Bundan böyle ben de Hacettepe dersem noluyum… Toplama Hastane orası:)))
Bu arada bir sürü sevdiğim blog arkadaşım gitti ya:((( Hala her gün tıklıyorum dayanamayıp. Biyonikciğim de geri döndü, onunla teselli buldum… keşke öbürleri de dönse:((((
Premanne Nisan 16, 2006

Zaman nasıl da çabuk geçiyor…. 1. fotoğrafı Kaplumbağa 2 haftalıkken ve halen yoğun bakımda savaşırken- 2. fotoğrafı ise 6 haftalıkken eve geldiğinde çekmiştim…
Prematüre anneleri grubunun sayfasında da yazdığım gibi
Uykulu gözlerle döndüm rüyamdaaaan Nisan 16, 2006
Günün sürprizi ve binbir diyetle veremediğim yağlarımı erittiren jesti ise Kocaman’ın bana “Agu”yu almasıydı…. Bahçemizdeki lalelerden bizim balkona en yakın olanının sarı açması ise bilmiyorum bir tesadüf mü yoksa doğanın bana bir jesti mi… fark etmez ki:) İkisi de kabulüm…
Bugün ise…
Kaplumbağamızın ayakları için “doktorumuz” eve geldi…. bir sürü hareket gösterdi ve dedi ki “pek de endişelenecek birşey yok… egzersizlere devam, en kötü ihtimalle minimum düzeyde bir CP olur, o da belli belirsiz.” Yüreğime su serpildi, yoo hatta yüreğim sular,sellerle yıkandı. Seans sonrası devrilen Kaplumbağa ise saatlerdir uyuyor… Aktris bahar güneşini gördü, firarda:) Kızımın sokaklarda oynaması, mahalle arkadaşları olması, üstelik bir apartmanda yaşarken o eski bahçeli evlerdeki çocuklar gibi yaşaması ne kadar şanslı olduğumuzu hissetirdi bana bugün bir daha… Eli yüzü toz toprak içinde eve gelip, alelacele yemeğini ağzına tıkıp koşarak yeniden arkadaşlarına gitmesi, gözlerindeki “acaba annem eve mi çağıracak” endişesini gülerek saklamaya çalışması, evden çıkarken ince hırka giyip dışarı çıkar çıkmaz beline bağlaması….









