SARDUNYA

BENİ BİR SARDUNYA BÜYÜTTÜ BELKİ DE

neee? 85 mi? Mart 29, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 10:32 am

gelecek sefer 85 yaşında olacağım… olacak mıyım?

Bugün bunu okumalı…

 

yahu ben de ne sallapati ne yöntemsiz anneymişim Mart 29, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 9:49 am

Burcu beni sobelemiş…işte cevaplarım

– Çocuklarınız mı adapte oldu size yoksa siz mi onlara?
Kızımda ben ona adapte oldum ilk 2 yıl çünkü ilk çocukta bir nevi panik hali yaşadım ama baktık bu böyle gitmez, yavaş yavaş yola getirdik o bize uyum sağladı (ya da biz öyle zannediyoruz çünkü hala beni parmağında oynattığını hissediyorum zaman zaman. e gerçi oynatsın tabi, o oynatmayacak da kim oynatacak:))))
Fakaaaat…
İki kere aynı hayatı yapmam diyerek ikincisini tamamen bir bukelamun ruhu taşıyacak şekilde büyütmeye çalışıyoruz zira aslında halen kızım kendini ortalara atıp bize hakim olmaya çalıştığından kaplumbağamız da mecburen ona ve bize adapte oldu… e zaten doğduktan sonra 2,3-3 ay daha anne karnındaymış gibi yaşadığından aslında bize adapte olması daha kolay oldu.

Mesela Aktris evin tek sultanı iken, uyku saati- yemek saati ve bilumum saatleri hep düzenli idi ama Kaplumbağa doğduğundan bu yana öyle bir düzeni yok, nereye atsak orda uyuyor, şimdiden gezmediği yer kalmadı, restorantta masa üstünde bile uyumuşluğu var ve de Aktrisin bebekliğinden çok daha huzurlu bir bebeklik geçirdi/geçiriyor.

Valla ikinci çocukla beraber ne yalan söyliyim biz hepimiz birbirimize adapte olduk:)))

-Uyku, yemek, uslu durma, v.b. konularda uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Uyku:
Aktris için: “Kızım hadiii yatağa… sabah nasıl kalkacaksın… hadiiiii…. bırak kardeşini havaya atıp tutmayı… ödev mi? Eşşek sıpası bu saate kadar nerdeydi ödevler?” (Bir gecede ortalama 10-15 defa)
- Aktris bebekken uyutmak için her türlü yöntem denendi (ayakta sallama, battaniyede sallama, kucakta gezdirme) ama en son bebek arabasında ileri geri sürülerek uyutma yöntemi uygulandı aylarca, 3 aylıkken odası ayrıldı… 1 yaşından itibaren kendi kendine uyumasını öğrendi ama valla hatırlamıyorum nasıl öğrendiğini
Kaplumbağa: “Aaaaa bu yine uyumuş” “Anne gözünü seveyim sallayarak uyutma, sen gidince ben nasıl sallayacağım bunu, bırak uyusun kendi kendine”
E zaten prematürelere 24 saatin yemin ediyorum 23 saatini uyuyarak geçirdiklerinden ilk aylarda sorun olmadı… şimdi de saçını çekiştirip gözlerini ovuşturunca bir biberon mama ve hooop yatağa

Yemek: Sistemli bir geçiş yapmadık katı besinlere geçişte falan.. Aktris bebekken çok yiyip büyüdükçe medyanın pompalamasıyla mankenliğe merak sardı, hala göbeğim var diyip ortada geziyor… ve de sadece canı istediğinde düzgün yemek yiyordu son 6 aya kadar ama 6 aydır evrim geçirdi, kapıdan girerken yemeeeeek diye bağırıyor

Kaplumbağa daha yeni yemek yemeye başladı ben de ne piştiyse veriyorum valla…. e o da yiyor:))) tek yöntem tv karşısında yedirmiyorum bir de şimdiden kaşığı veriyorum eline, o da bir eli vıcık vıcık mama diğer elinde kaşık bugün annemin yüzünün hangi noktasına atış yapsam hesaplarında

Uslu durma: zamana bırakıyorum… geçiyor tüm yaramazlıklar hem ünlü düşünür Sardunya ne demiş ben çocuğun yaramazından değil şımarığından hazzetmem, uslu çocukları da pek sevmem.

Valla kısa yazayım dedim… iyi ki demişim:)))) Nimeeet, Nevalı günler veee Yasemin sobe

 

neee? 85 mi? Mart 29, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 7:32 am

gelecek sefer 85 yaşında olacağım… olacak mıyım?

Bugün bunu okumalı…

 

yahu ben de ne sallapati ne yöntemsiz anneymişim Mart 29, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 6:49 am

Burcu beni sobelemiş…işte cevaplarım

– Çocuklarınız mı adapte oldu size yoksa siz mi onlara?
Kızımda ben ona adapte oldum ilk 2 yıl çünkü ilk çocukta bir nevi panik hali yaşadım ama baktık bu böyle gitmez, yavaş yavaş yola getirdik o bize uyum sağladı (ya da biz öyle zannediyoruz çünkü hala beni parmağında oynattığını hissediyorum zaman zaman. e gerçi oynatsın tabi, o oynatmayacak da kim oynatacak:))))
Fakaaaat…
İki kere aynı hayatı yapmam diyerek ikincisini tamamen bir bukelamun ruhu taşıyacak şekilde büyütmeye çalışıyoruz zira aslında halen kızım kendini ortalara atıp bize hakim olmaya çalıştığından kaplumbağamız da mecburen ona ve bize adapte oldu… e zaten doğduktan sonra 2,3-3 ay daha anne karnındaymış gibi yaşadığından aslında bize adapte olması daha kolay oldu.

Mesela Aktris evin tek sultanı iken, uyku saati- yemek saati ve bilumum saatleri hep düzenli idi ama Kaplumbağa doğduğundan bu yana öyle bir düzeni yok, nereye atsak orda uyuyor, şimdiden gezmediği yer kalmadı, restorantta masa üstünde bile uyumuşluğu var ve de Aktrisin bebekliğinden çok daha huzurlu bir bebeklik geçirdi/geçiriyor.

Valla ikinci çocukla beraber ne yalan söyliyim biz hepimiz birbirimize adapte olduk:)))

-Uyku, yemek, uslu durma, v.b. konularda uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Uyku:
Aktris için: “Kızım hadiii yatağa… sabah nasıl kalkacaksın… hadiiiii…. bırak kardeşini havaya atıp tutmayı… ödev mi? Eşşek sıpası bu saate kadar nerdeydi ödevler?” (Bir gecede ortalama 10-15 defa)
- Aktris bebekken uyutmak için her türlü yöntem denendi (ayakta sallama, battaniyede sallama, kucakta gezdirme) ama en son bebek arabasında ileri geri sürülerek uyutma yöntemi uygulandı aylarca, 3 aylıkken odası ayrıldı… 1 yaşından itibaren kendi kendine uyumasını öğrendi ama valla hatırlamıyorum nasıl öğrendiğini
Kaplumbağa: “Aaaaa bu yine uyumuş” “Anne gözünü seveyim sallayarak uyutma, sen gidince ben nasıl sallayacağım bunu, bırak uyusun kendi kendine”
E zaten prematürelere 24 saatin yemin ediyorum 23 saatini uyuyarak geçirdiklerinden ilk aylarda sorun olmadı… şimdi de saçını çekiştirip gözlerini ovuşturunca bir biberon mama ve hooop yatağa

Yemek: Sistemli bir geçiş yapmadık katı besinlere geçişte falan.. Aktris bebekken çok yiyip büyüdükçe medyanın pompalamasıyla mankenliğe merak sardı, hala göbeğim var diyip ortada geziyor… ve de sadece canı istediğinde düzgün yemek yiyordu son 6 aya kadar ama 6 aydır evrim geçirdi, kapıdan girerken yemeeeeek diye bağırıyor

Kaplumbağa daha yeni yemek yemeye başladı ben de ne piştiyse veriyorum valla…. e o da yiyor:))) tek yöntem tv karşısında yedirmiyorum bir de şimdiden kaşığı veriyorum eline, o da bir eli vıcık vıcık mama diğer elinde kaşık bugün annemin yüzünün hangi noktasına atış yapsam hesaplarında

Uslu durma: zamana bırakıyorum… geçiyor tüm yaramazlıklar hem ünlü düşünür Sardunya ne demiş ben çocuğun yaramazından değil şımarığından hazzetmem, uslu çocukları da pek sevmem.

Valla kısa yazayım dedim… iyi ki demişim:)))) Nimeeet, Nevalı günler veee Yasemin sobe

 

Havanın kokusu bile ısındı Mart 25, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 8:43 pm
 

Mesut bünyeden sıradan notlar Mart 25, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 8:26 pm
Zaten çalışmayan bir insanı haftasonları neden bu kadar mutlu eder ki? Zaten tüm hafta evdeyim, her sabah kendimi zorla sürükleyerek çıkartmıyorum evden, canım istediği zaman kapıyı ve dolayısıyla evde yapılması gereken tüm “iş”leri kapatıp arkamda Kaplumbağa’yla gezmeye çıkabiliyorum… Ama yok, bünye alışmış tabi cumartesi mutluluğu, pazar akşamüstü telaşlarına…
Aktrisle yaşanan büyük perşembe gecesi terörü sonrası ve KocaManın yaptığı etkileyici konuşma neticesinde Aktris’de az da olsa gelişme var, en azından bağırarak ve ağzını tuhaf biçimlere sokarak en kalın sesiyle ağlama ve bir gözle de anne-babayı kontrol edip kardeşi korkutma alışkanlığına ara verdi… Cumartesi günleri yazdırdığımız “bilumum etkinliklerle enerjimizi deşarj edelim, ne biz üzülelim ne de ebeveynlere dünyayı zindan edelim” kursuna bu hafta ikinci kez gitti ve geldiğinde epey keyiflenmişti… Sanırım işe yarıyacak bu kurs ve belkide Ajda Pekkan (eline gözüne dizine de dursun) + Harun Kolçak (giiir kanıma) kombinasyonu tarzında dans eden kızıma bile bir iki figür ya da en azından ritm duygusu diye bir kavramın var olduğunu öğretebilecekler (referans olarak verilen şarkılar beynin büyük bölümündeki hafıza kirlenmesine verilebilecek en güzel örneklerdir).
Kaplumbağa’da ise tuhaf bir sessizlikv ar. O kadar agu – gıgı nerelere kaçtı gitti bilmiyorum, hep böyle içli içli bakıyor, arada iç çekiyor, zorlayınca da gülümsüyor. Pazartesi yine hastane günümüz, bakalım kaç kilo gelecek 1 kilo köftelik kıymamız.
Denetçi KocaMan bugün yönetici Mister ile apartmana uydu sistemi kuralım, yetmez bir de kameralı zil sistemi takalım” seminerinin ilk günde çatıda başarılı figürler sergilediler zannımca, zannımca çünkü ben de evde durmayıp taktım Kaplumbağayı koluma attım kendimi Nimete… İyi geldi tembellik:) Ama itiraf ediyorum beni kendime getiren tembellikten ziyade Nimetin şen kahkahaları, gülen yüzü, muhteşem sofrası ve tablolarıydı…
Şimdi düşündüm de ne kadar çok güzel haberler ve tesadüfler yaşamışım bugün: Çok sevdiğim en kibar arkadaşım bebek bekliyor biiiiirrrr. Bir önceki postumda bahsettiğim, bir türlü bir araya gelip de iki lafın belini kıramadığım arkadaşımla Nimette karşılaşmam, kahve olmasa da çay içebilmemiz ikiiiiii şu anda Kocaman’la Aktris ya kömürlükte ya çatıda ama apartman içinde kablolarla uğraşıyorlar, Kaplumbağa da uykuda, ben de ayağımı uzata uzata bloguma yazı yazabildim üçççç…
Bir de şu yaz saatine geçilecek ya… sanki bana piyangodan para çıktı… o kadar mutlu oluyorum hava geç kararınca…
 

Havanın kokusu bile ısındı Mart 25, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 5:43 pm
 

Mesut bünyeden sıradan notlar Mart 25, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 5:26 pm
Zaten çalışmayan bir insanı haftasonları neden bu kadar mutlu eder ki? Zaten tüm hafta evdeyim, her sabah kendimi zorla sürükleyerek çıkartmıyorum evden, canım istediği zaman kapıyı ve dolayısıyla evde yapılması gereken tüm “iş”leri kapatıp arkamda Kaplumbağa’yla gezmeye çıkabiliyorum… Ama yok, bünye alışmış tabi cumartesi mutluluğu, pazar akşamüstü telaşlarına…
Aktrisle yaşanan büyük perşembe gecesi terörü sonrası ve KocaManın yaptığı etkileyici konuşma neticesinde Aktris’de az da olsa gelişme var, en azından bağırarak ve ağzını tuhaf biçimlere sokarak en kalın sesiyle ağlama ve bir gözle de anne-babayı kontrol edip kardeşi korkutma alışkanlığına ara verdi… Cumartesi günleri yazdırdığımız “bilumum etkinliklerle enerjimizi deşarj edelim, ne biz üzülelim ne de ebeveynlere dünyayı zindan edelim” kursuna bu hafta ikinci kez gitti ve geldiğinde epey keyiflenmişti… Sanırım işe yarıyacak bu kurs ve belkide Ajda Pekkan (eline gözüne dizine de dursun) + Harun Kolçak (giiir kanıma) kombinasyonu tarzında dans eden kızıma bile bir iki figür ya da en azından ritm duygusu diye bir kavramın var olduğunu öğretebilecekler (referans olarak verilen şarkılar beynin büyük bölümündeki hafıza kirlenmesine verilebilecek en güzel örneklerdir).
Kaplumbağa’da ise tuhaf bir sessizlikv ar. O kadar agu – gıgı nerelere kaçtı gitti bilmiyorum, hep böyle içli içli bakıyor, arada iç çekiyor, zorlayınca da gülümsüyor. Pazartesi yine hastane günümüz, bakalım kaç kilo gelecek 1 kilo köftelik kıymamız.
Denetçi KocaMan bugün yönetici Mister ile apartmana uydu sistemi kuralım, yetmez bir de kameralı zil sistemi takalım” seminerinin ilk günde çatıda başarılı figürler sergilediler zannımca, zannımca çünkü ben de evde durmayıp taktım Kaplumbağayı koluma attım kendimi Nimete… İyi geldi tembellik:) Ama itiraf ediyorum beni kendime getiren tembellikten ziyade Nimetin şen kahkahaları, gülen yüzü, muhteşem sofrası ve tablolarıydı…
Şimdi düşündüm de ne kadar çok güzel haberler ve tesadüfler yaşamışım bugün: Çok sevdiğim en kibar arkadaşım bebek bekliyor biiiiirrrr. Bir önceki postumda bahsettiğim, bir türlü bir araya gelip de iki lafın belini kıramadığım arkadaşımla Nimette karşılaşmam, kahve olmasa da çay içebilmemiz ikiiiiii şu anda Kocaman’la Aktris ya kömürlükte ya çatıda ama apartman içinde kablolarla uğraşıyorlar, Kaplumbağa da uykuda, ben de ayağımı uzata uzata bloguma yazı yazabildim üçççç…
Bir de şu yaz saatine geçilecek ya… sanki bana piyangodan para çıktı… o kadar mutlu oluyorum hava geç kararınca…
 

hatır Mart 24, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 1:52 pm

Hiç karşılıklı oturup kahve içme fırsatımız olmadı… Ya da hiç birbirimizin omzunda ağlamadık. Hatta birbirimizi görmeyeli aylar oldu da nedense hep yanımda olduğunu hissettim, üzüntüsünü de taaa içimde. Yemeklerden en çok neyi sever bilmem, ya da hangi şarkı onu en çok ağlatır… yine de çok yakın dostum olarak görüyorum onu, nedeni de yok üstelik. Yazacak çok lafım var da söz verdim utandırıp, ağlatmayacağım… Ne zaman kahve lafı geçse aklıma geliyor… Kahve içmeden kırk yıl hatırı olan tek arkadaşım…

 

hatır Mart 24, 2006

Kategori: Uncategorized — sardunya @ 10:52 am

Hiç karşılıklı oturup kahve içme fırsatımız olmadı… Ya da hiç birbirimizin omzunda ağlamadık. Hatta birbirimizi görmeyeli aylar oldu da nedense hep yanımda olduğunu hissettim, üzüntüsünü de taaa içimde. Yemeklerden en çok neyi sever bilmem, ya da hangi şarkı onu en çok ağlatır… yine de çok yakın dostum olarak görüyorum onu, nedeni de yok üstelik. Yazacak çok lafım var da söz verdim utandırıp, ağlatmayacağım… Ne zaman kahve lafı geçse aklıma geliyor… Kahve içmeden kırk yıl hatırı olan tek arkadaşım…